|
Çok şükür, Yahya Kemal’imiz var!
Türkçe için “Bu dil ağzımda annemin sütüdür” diyen Yahya Kemal, vefat edeli yarım asır oldu. Bu sene Türkiye Yazarlar Birliği’nin gayretleriyle “Yahya Kemal Yılı” olarak ilân edildi. Bütün dünyada yerleşik toplumlar, değerlerini yaşatmak için çeşitli yollara, usüllere başvururlar. Türkiye’de yapılan da bundan ibarettir. Fakat, Yahya Kemal yılının pek adına yakışır şekilde geçmediğini söylemek durumundayız.
2008’den hatırımızda Yahya Kemal’le ilgili bir şeyler kalacak mı? Bu soruya olumlu cevap verecek malzemeye sahip değiliz. Çünkü ne çok sayıda Yahya Kemal kitabı yayınlandı, ne de Yahya Kemal’i hâfızamızda canlandıracak büyük toplantılar yapılabildi. Yahya Kemal’in vefatının ellinci yılı böylece çok fazla yankı yapmadan geçeceğe benziyor. Yahya Kemal’i hatırlamak o kadar önemli mi? Elbette önemli. Şimdi Türkiye sınırları dışında kalan bir coğrafyanın, kendi tabiriyle Bursa’ya benzeyen bir müslüman şehrinde, Üsküp’te doğmuştur. Dinî hissiyatını dili gibi annesinden almıştır. Bu hissiyat onu hayatı boyunca etkilemiştir. Küçük yaşta bu şehirden ayrılmış, fakat annesinin vefatı sırasında yine doğduğu şehirde bulunmuştur. Bu bize onun annesine, evine ve geniş ailesi olan milletine bağlılığının özünü verir. Yahya Kemal genç yaşta, zamanının birçok Avrupa hayranı genci gibi Fransa’ya kaçar. Orada bu hayranlık dönüşüm geçirir ve kendi medeniyetinin, ülkesinin değerini daha iyi kavrar. Eve döner. Fakat ev, yani ülke değişmiştir. 1912 yılı, Osmanlı Devleti’nin yeni gailelerle boğuştuğu bir dönemin başlangıcıdır. Balkan bozgunu, ardından 1. Dünya Harbi ve nihayet Millî Mücadele... Yahya Kemal, bu süreçte, dilini, kültürünü bulmak ve onu sağlam temeller üzerinde sürdürmenin şartlarını kavramak için uğraşır. Nihayet, milliyetçiliğin, türkçülüğün revaç bulduğu, bütün yeni aydınları etkilediği bir dönemde, millet vakıasını ve milliyet kavramını tabiî temellerinde tarif etmeye yönelir. Türkiye’de milliyetçilik, sentetik ve buyurgan bir ideoloji olarak ortaya çıkmıştır. Milletten, onun değerlerinden kaynaklanmak yerine, milleti kendi tariflerine göre biçimlendirmek esas gaye olarak görülmüştür. Yahya Kemal, aynı dönemde, “kökü geçmişte olan gelecek” olarak milletini, medeniyetini kendi gerçekliği içinde kavrayarak organik, gerçekçi ve yapıcı bir millet ve milliyet anlayışına varır. İşte 1922 yılında yayınlanan “Ezansız Semtler” yazısı bu anlayışı en iyi şekilde ortaya koyan bir metindir. Bu yazıda Yahya Kemal, aydınların milletin değerleri karşısındaki konumunu öncelikle değerlendirir. Aydınlar ana gövdeden, onun yaşayışından, inanışından kopmuşlardır. Bu kopuş sağlıklı bir gelişmeye engel olmaktadır. Yahya Kemal, bir bayram sabahı, firenk alışkanlıklarının gecesinden müslüman sabaha uyanmanın zorluğunu düşürerek sabaha kadar uyuyamaz Büyükada’da camiye gider. Cemaatin gözleri kendi neslinden birini camide görmeye alışık olmadıkları için üzerine çevrilmiştir. Vaazı diz çöküp dinleyen iki hamalın arasına oturur. Vaazdan sonra namazda ve hutbede onların içine karışıp “Muhammed sözü” kulağına geldiği zaman gözleri yaşla dolar. Zamanında da büyük yankı uyandıran yazısını şöyle bitirir: “Biz ki minareler ve ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük. O mübarek muhitten çok sonra ayrıldık, biz böyle bir sabah namazında anne millete tekrar dönebiliriz. Fakan minaresiz ve ezansız semtlerde doğan frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlıyamayacaklardır.” Yahya Kemal’in bu hissiyatı hayatı boyunca taşıdığı, daha sonra ortaya koyduğu eserlerinden anlaşılmaktadır. Milletinin değerleri içinde yaşayan bir fert olma imkânını, Avrupa’da alıştığı yaşayış içinde kaybetmiştir. İnancını muhafaza etmekle beraber, ibadetlerden uzak kalmış, fakat hep bu uzak kalışın acısını duymuştur. Bu duyuştur ki, ömrünün sonuna kadar onu bir hasret şairi yapmıştır. Belki inandığı, halkı da inandığı için çok sevdiği dinini bütünüyle yaşasaydı, bu hasreti sona erecek ve bize bu hissiyatı yansıtan şiirler armağan edemeyecekti, Atik Valde’den İnen Sokakta şiirinde ifade ettiği gibi, “Madem ki böyle duygularım kaldı çok şükür” diyemeyecekti! Çok şükür, Yahya Kemal’imiz var! Bir dönemin toplumdan, toplumun değerlerinden ve hissiyatından uzaklaşarak yeni varlık temelleri arayan nesilleri içinde bir o milletiyle bütünleşme duygusunu dile getiren yazıları ve şiirleriyle vefatından elli yıl sonra da zihnimizi canlı tutmaya devam ediyor. D. Mehmet DOĞAN
Kaynak: Tyb.org.tr |