Anasayfa | Künye | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
Yazı Karakteri Boyutu:
   
Ötüken Neşriyat
12 Kasım 2008 Çarşamba 15:31
Bir yayınevi ismi değil âdeta bir hayal, bir ideal, bir muştu, bir gaye, bir mefkuredir Ötüken...
Ötüken Neşriyat Bir Kutlu Mekteptir
 
Mektep mi demeliydim, yoksa akademi mi? Adına ne dersek diyelim, ama Türkiye’deki yaygın yayınevlerinden biri olmadığı kesin. Adı, irfana gönül vermişlerin nezdinde yıllardan beri yüksek, özel ve seçkin bir yerde duruyor.
 
1980 öncesinde kitapları özellikle Anadolu’da milliyetçi maneviyatçı gençler tarafından hararetle okunurdu. Darbe sonrası da okundu durdu. Bugün de Ötüken Neşriyat’ın kültürlü, seviyeli, ufku ve zihni açık bir okuyucu kitlesi var. O zamanlar biz Edebiyat Fakültesi’nde okuyanlar için zaten birkaç temel yayınevi vardı kitaplarını muntazaman takip ettiğimiz: Onların da başında Ötüken gelirdi. Cengiz Aytmatov, Ziya Nur Aksun, Cemil Meriç, Erol Güngör, Mehmed Niyazi, Cengiz Dağcı, Bahaeddin Özkişi, Özkan Yalçın, Emine Işınsu, Sevinç Çokum, Arif Nihat Asya, Peyami Safa, Tarık Buğra, Nevzat Kösoğlu, Ahmet Turan Alkan, Osman Turan, Senail Özkan, Abbas Sayar…
 
Eserleriyle okuyucularını bu konaktan selâmlayanların listesi devam ediyor: Yılmaz Öztuna, Şefik Can, İbrahim Kafesoğlu, Yusuf Ziya Yörükan, Ahmed Güner Sayar, Fuzuli Bayat, Yılmaz Özakpınar, İsmail Yakıt, N. Ziya Bakırcıoğlu, Ali Çolak, M. Fatih Salgar, Zeki Kuşoğlu, İzzet Tanju, Dilâver Cebeci, Hatice Bilen Buğra…
 
Dünden bugüne yayıncılık yaparken sadece tanınmış yazarların kitaplarını okuyucuya ulaştırmadı yayınevi yetkilileri, genç kalemlerin de ellerinden tuttular. Onları teşvik edip yüreklendirdiler. Hikâyelerini, denemelerini, romanlarını ve şiirlerini günışığına çıkardılar. Ötüken’in edebiyatımıza kazandırdığı pek çok genç isim vardır ki, o da ayrı bir araştırma konusudur aslında. Türk Klâsikleri ve Ötüken Sözlük kültür dünyamıza ciddi katkılar sağlamıştır.
 
Bir yayınevi ismi değil âdeta bir hayal, bir ideal, bir muştu, bir gaye, bir mefkuredir Ötüken... Nurhan Alpay ve Erol Kılınç bu yüksek mektebin, sabit iki kadim hocası. Ama misafir öğretim üyeleri çok kurumun. Ve onlar da bu kutlu yapıya her zaman harç taşıyorlar.
 
Yedi genç inanmış adamın 1970’li yıllarda kurduğu, idealist hayallerin sonucunda ortaya çıkmış bir sağlam teşekkül nasıl anlatılabilir? Sadece bir işyeri, bir şirket değil, aynı zamanda bir kültür ocağı, bir edebiyat mahfili, bir dost meclisidir sözünü ettiğimiz... Ötüken yârânı eskiden haftada bir toplanıyordu. Halen bir araya geliyorlar mı acaba bilmiyorum? Sanırım Çarşamba günleri yapılan o toplantılarda gündemdeki kültür meseleleri konuşulur, tartışılır ve istişareler yapılırmış. Ne yazık ki namını duyduğum, hicranını hissettiğim o özel sohbet toplantılarına bir türlü katılamadım. İstanbul’da yaşadığım halde meşguliyetlerden fırsat bulup da iştirak edemediğim seçkin toplantılardan biridir Ötüken Sohbetleri. O konuşmalara katılanlardan bazı hocaları, daha sonra dinleyip istifade etmiş ve bunu da bir lütuf kabul etmişimdir. O ikinci dinleyişleri de, -bir züğürt tesellisi olsa bile- kâr hanesine kaydetmişimdir.
 
Ankara’da Söğüt’le de göğermiş, ama merkezi İstanbul... Önce Cağaloğlu’ydu mekân... Vilayet’te diye hatırlıyorum yerini ilkin. Daha sonra Piyer Loti Caddesi’ne taşındı. Keçecizâde Fuat Paşa Camii’nin yanıbaşındaydı... Oraya bir gün Olcay Yazıcı ile birlikte gittiğimizi hatırlıyorum. Erol Kılınç ağabey karşılamıştı. Oturup sohbet etmiştik. Sonra Cadde-i Kebir yani İstiklâl Caddesi’ne taşındı yayınevi... Ağa Camii’ne komşu bir neşriyat merkezi bugün... Batıya açılan alafranga semtin ilk yerli duruşlu neşriyatı aralıksız üretmeye ve zenginleştirmeye devam etti. Camianın akıncısı, uçbeyi oldu.
 
Hâlâ bir efsane gibi anlatılagelen büyük dağıtım şirketi ANDA’nın en büyük hissedarı ve motor gücü, lokomotifiydi yayınevi... ANDA şimdiki Vilayetin altında Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları’nın satışa sunulduğu yerdeydi. Bütün aradığımız kitapları orada bulurduk. Üstelik ucuza temin ederdik okumak istediğimiz eserleri. Kervan Yayıncılık, Toker Yayınları, İrfan Yayıncılık, Tercüman 1001 Temel Eser ve diğerleri… Bir talihsiz yangın, bir kör kaza onbinlerce kitabı yaktı kül etti. Koca bir kitap şirketi bir anda buharlaşıp yok oluverdi. O kor ve kızıl ateşin yakıcı ve kavurucu acısı halen durur kitapseverlerin yüreğinde.
 
Bâbıâli’de çok yayınevi var. Yüzlerce, hatta binlercesi sayılabilir. Ama Ötüken gibi artık tam mânâsıyla müesseseleşmiş yayınevlerinin sayısı ne yazık ki çok değil. Önce okuyucusuna büyük bir saygı besler yöneticileri. Titiz kapaklar, muntazam mizanpaj ve mükemmel muhteva... Tashih konusunda da gereken ihtimam gösterilir. Her eserin hitap ettiği bir kitle vardır. Öyle okuyucular tanırım ki, gazeteye abone olur gibi Ötüken’in bütün eserlerini takip ederler. Her çıkan kitabını mutlaka satın alırlar. Çünkü bilirler ki, Ötüken imzasını taşıyan bir kitap boşuna basılmamıştır. Böyle bir kitaba ihtiyaç vardır ve mutlaka ülkenin kültürüne, sosyal hayatına katkı sağlayacaktır. Bugün Türkiye’de, hatta Türkçe’nin konuşulduğu ve yazıldığı bir çok yerdeki kütüphanelerde ve özel kitaplıklarda Ötüken bayraklı kitaplar dalgalanır. Üç tuğdan oluşan logosu çok özeldir. Güzel mekânları bu kitaplar taçlandırır, şereflendirir. Memleketimizin kültür hayatına Tarih, Roman, Hikâye, Şiir, Deneme, Biyografi, Hatırat, Destan, Gezi Yazıları, Edebiyat, Şehir Kitapları, Felsefe, Strateji, Tasavvuf, Dinî Araştırmalar, Musiki, Spor ve diğer türlerde doyurucu ve kalıcı eserler armağan edilir.
 
Ötüken, yazarlarıyla en ciddi münasebeti kurabilen yayınevlerimizdendir. Durmuş oturmuştur. Şaşmaz ve tartışılmaz prensipleri vardır ve bir çok yayınevinde sıkıntı kaynağı olan telif meselesi orada çoktan çözülmüştür. Bu konuda, Ötüken Yayınevi’nden ayrılmış olsa da bir çok yazardan şu cümlelere benzer övgüler duymuşumdur: “Telifimi aksatmadan ödediler. Beni hiç üzmediler. Onlara teşekkür borçluyum.” Kendilerine gelen dosyaları, editörleri vasıtasıyla okutur ve bekletmeden muhataba müspet veya menfi cevap verirler. Başka yayınevleri gibi dosyaya “el koymazlar” veya “buzdolabına kaldırmazlar.” Yayınlayacaklarsa hemen sözleşmeyi hazırlarlar, değilse dosyayı teşekkür ederek yazarına iade ederler. Kısa ve küçük hesapları düşünmezler, meselelere uzun vadeli ve geniş ufuklu bakarlar. Bu dürüst davranışlardan dolayı Ötüken “okul” olabilmiştir.
 
Hadi Türkiye’de yazarlarla haşir neşir olan bir edebiyat meraklısı olarak söyleyeyim: “Bir çok yazarın gönlünden geçen biricik hasret, kitaplarını Ötüken’den çıkartmaktır.” Kitapları bu yayınevimizden çıkan yazarlara da bir çok kalem erbabı gıptayla bakar. Onlara imrenir, onları şanslı addederler. Elhak doğrudur. Ötüken’den eserleri çıkan yazarlarımız bahtiyar kullardır aslında. Çünkü başları ağrımaz. Yayıncılığın iflah olmaz dertleri, kronikleşmiş meseleleri onları arayıp bulmaz. Zira kafaları ve kalpleri her zaman rahat olur.
 
Bir üniversitede hoca olsam, en çalışkan öğrencilerimden birine şöyle bir tez konusu verirdim: “Türk Yayıncılığında Zirveyi Yakalamış Bir Model: Ötüken”. Bu başarının temelindeki sırları araştırmasını isterdim talebemden. “Nasıl kurulmuş, nasıl gelişmiş ve nasıl müesseseleşmiş. Kitapları nasıl seçiyor, okuyucu profilini nasıl tespit ediyor. Matbaacılarla, yazarlarla, editörlerle, dağıtımcılarla ve basınla iyi diyalogu nasıl kuruyor?”
 
Babıâli, heyecanla kurulmuş ama ölçülü ve düzenli yürünmediği için batmış yayınevleriyle doludur. O yayınevlerinden bir çoğu, istikrarsızlıklarının neticesi olarak iflas bayraklarını çekerken, selâmeti Cağaloğlu semtinden uzaklaşmakta bulurlar. Bilmezler ki, mekândan ziyade zihniyet önemlidir. Ve bir yayınevi, akıllı işletmecileri sayesinde İstanbul’un hatta Türkiye’nin neresinde olursa olsun başarılı olabilir.
 
Ötüken, Türkiye’de aydınlar için yerli çeşmeden doldurulmuş testilerle ‘fikir sakalığı’ yapılan bir âbidedir. Sosyal konulara tutkun olan üniversite öğrencileri için metin bir sığınak. Millî edebiyatın kısılmayan gerçek sesi… Ötüken tarihten aldığı o kutlu adı şan ve şerefle yaşatan iyi bir müessese. Kökü sağlam, gelenekten beslenen, geleceğe ümitle bakan, tavrı kavi, duruşu esaslı bir millî müessesedir.
 
Uzun zamandan beri kitapçılara uğramadıysanız bugünlerde gidin derim. Rafları dolduran kitaplar arasında Ötüken’in irili ufaklı kitapları ışıltılı görünüşleriyle sizi kendilerine cezbedecektir. Bakın, inceleyin. Ruhunuza hitap edecek, size güzel saatler yaşatacak, istifade edeceğiniz bir kitabı mutlaka edinmek isteyeceksiniz. Benden hatırlatması…
 
Geçenlerde lütfedip Ötüken Yayın Kataloğu’nu yollamışlar bana. Bir katalog değil âdeta bir ansiklopedi. Muhtevaca çok zengin, teknik olarak harikulâde. Aslında bu katalog bile benim zihnimde bir çağrışım uyandırdı. Bir “Ötüken Gecesi” düzenlenmeli önümüzdeki yıl. Ama o zamana kadar da “Ötüken Tarihi” yazılmalı. Bütün yazarlar davet edilmeli o geceye. Vefat edenler rahmetle, saygıyla anılmalı. Yayınevinin bugüne kadar çıkardığı bütün kitaplar sergilenmeli. “Ötüken Kitap Kapakları Sergisi”nin çok ilgi çekeceğini şimdiden söyleyebilirim. Ve muhteşem bir şölen yaşanmalı o programda. Ayrıca bir “Ötüken Edebiyat Ödülleri” ihdas edilmeli ve o kuruluş yıldönümünde kamuoyuna ilan edilmeli. Yıllar önce Peyami Safa Roman Yarışması’nı kurmuştu Ötükenciler. Sanırım iki yıl sürdü yarışma ama en azından Bahaeddin Özkişi gibi bir değerli romancıyı armağan etti bize. Bence o yarışmanın çerçevesi genişletilerek devam ettirilmeli. Sadece roman değil farklı alanlarda da (meselâ, şiir, deneme, hikâye, tiyatro eseri ve senaryo gibi) genç edebiyatçılar bu yarışmaya özendirilmeli. Ben arasıra böyle hayaller kurarım. Ama unutulmasın ki bir çok hakikat önce hayal edilmiştir. Mefkurenizi önce tasavvur etmelisiniz. Bence bu anlattıklarım hülya değil, gerçekleşebilecek güzel faaliyetlerdir. Ve bu gözkamaştıracak, unutulmayacak gecenin mimarı da genç Ötükenci Ertuğrul Alpay olabilir. Değerli insanlar da, güzel müesseseler de topluma, kamuoyuna bütün cepheleriyle tanıtılmalı. Örnek kişi ve kuruluşlar cemiyete yol ve yön vermeli. Bu bakımdan böyle geceler gereklidir, hatta şarttır. Elbette Ötüken’in ruhuna sinmiş olan yüksek tevazuu, muazzam mahviyetkârlığı ve zafere götüren alçakgönüllülüğü bilmiyor değilim. Ama bu başka…
 
Bugünlerde yayınevimizin kurucularından, değerli büyüğümüz Nevzat Kösoğlu ile yapılan sohbetleri okuyorum: Osman Çakır’ın kaleme aldığı Hatıralar yahut Bir Vatan Kurtarma Hikâyesi. Eser, Kösoğlu ağabeyimizin şahsında hem şahsi bir tarih, hem yayınevinin kuruluş ve büyüyüş hikâyesi hem de Türkiye’nin son yarım yüzyılının kültürel, sosyal ve siyasi manzarasını yansıtıyor. Daha sonra kitap üzerinde ayrıntılı duracağım. Şimdi Ötüken’den çıkan ve aslında her biri bir müstakil yazıyı hak eden diğer eserlerden bahsetmek istiyorum: İdris-i Bitlisi, M. Törehan Serdar’ın eseri. Arka kapak yazılarıyla tanıtım yapmanın tembel işi olduğuna inanırım. Ama bazen de şöyle düşünürüm. Acaba o metinden daha iyi bir şekilde duyurabilecek miyim sözkonusu kitabı? Hayır. Öyleyse arka kapak yazıları bir bakıma eserin muhtevasına iyi bir ayna, sıkı düzenlenmiş bir vitrin, içeriği aksettiren bir ifade-i meram. Aşağıdaki satırları okuduğunuzda sanırım bana da hak vereceksiniz: “İdris-i Bitlisî, Yavuz Sultan Selîm gibi tâvizsiz bir cihan pâdişahının dostluk ve güvenini kazanmış büyük bir şahsiyettir. Şah İsmail’in inanç ve siyaset olarak ortaya koyduğu tehlikeyi Yavuz Sultan Selim gibi İdris-i Bitlisî de önceden fark etmiş, bu iki büyük siyasi güç arasındaki hâkimiyet mücadelesinin çekişme sahasındaki 25 Kürt beyinin kendi rızalarıyla Osmanlı’ya bağlanmalarını sağlamış, böylece Anadolu’daki Müslüman Türk birliği daha fazla tehlikeye girmeden, İdris’in ilmî ve siyasî yol göstericiliği sayesinde sağlanmıştır. Kısacası Bitlisli İdris, bugünkü ülke coğrafyasının ‘vatan’laşmasında, ‘bayrağı bir, Kitab’ı bir, ülkesi bir, menfaati bir” bir topluluk haline gelmesinde hem ilmî kişiliği, hem siyasî rehlerliğiyle unutulmaz hizmetler etmiştir. Yavuz ve İdris’in Anadolu’nun doğusunda sağladığı bu 5 asırlık yapı, ülkenin dostları tarafından takdir ve hayranlıkla karşılanmakta, başka emeller besleyenler tarafından ise yadırganmakta, bu iki mümtaz şahsiyet hedef haline getirilmektedir. Bu kitap, allâme Bitlisli İdris’imizin yeni nesillerce tanınması maksadıyla kaleme alınmıştır.”
 
Ötüken sosyal ilimlerin hemen hemen bütün türlerinde eser neşretmiştir.  Tarih, sosyoloji, psikiloji, tasavvuf, dil, edebiyat... Meselâ bugünlerde Enver Paşa hakkında bir anda iki önemli eseri Türk tarihine meraklı olan okuyucularına sundu. Nevzat Kösoğlu’nun uzun zamandan beri üzerinde çalıştığı Şehit Enver Paşa isimli eser, diğeri ise Ali Bademci’nin Türkistan Milli İstiklal Hareketi Korbaşılar ve Enver Paşa’dır. Yakın tarihimizin bu en çok tartışılan askeri ve siyasi şahsiyeti hakkında iki mühim kaynak. Onu bütün cepheleriyle okuyucuya tanıtan iki değerli araştırma. 1876-1950 yılları arasında yaşamış olan Mareşal Fevzi Çakmak hakkındaki kitabı ise Rahmi Akbaş kaleme almış.
 
Ve yine ayrı bir yazıda değerlendirilmesi gereken Mehmed Niyazi büyüğümüzün Türk Tarih Felsefesi de Ötüken’in milletimize armağan ettiği kıymetli eserlerden. İsmail Hakkı İzmirli’nin İslam Felsefesi Tarihi’ni Refik Ergin sadeleştirerek yayına hazırlamış. Doğu’dan Batı’ya Felsefe Köprüsü Selahaddin Halilov’un çok değerli bir eseri. Eserde felsefi düşüncenin farklı ve önemli dönemeçleri düşünce zemininde ve mukayeseli bir şekilde inceleniyor.
 
İhtilal İhtiras ve İdeal ‘yayıncı’ Erol Kılınç’ın iyi bir eseri. Kitap 68 kuşağı hakkında. Yaşanmışlıkların ışığında, sahici ve dobra bilgilerin yer bulduğu, peşin hükümlerin dışında sıcak, samimi ve yakın tarihi aydınlatan bir eser. Bugüne kadar söylenegelen 68 efsane veya dillendirilen teranelerin dışında dürüst, dobra ve aykırı bir kitap. 1968’de sokağa hâkim olmak isteyenlere bu fırsatı vermeyen inançlı bir kesimin unutulmaz destanı anlatılıyor. Şeffaf Hapishane Yahut Gözetim Toplumu Dr. Uğur Dolgun’un eseri. İran’da Etnogpolitik Hareketler ise Dr. Gülara Yenisey’in kitabı.
 
(Ötüken Neşriyat A.Ş. İstiklâl Cad. Ankara Han, 65/3 Beyoğlu-İstanbul 0 212 2510350- 2938871 Faks. 0 212 2510012 web: www.otuken.com.tr e-posta: otuken@otuken.com.tr)
 
Mehmet Nuri YARDIM
 
Kaynak: Sanatalemi.net
Bu haber toplam 102 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008 | sanatakademi.net, Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Kopyalanması ve Yayınlanması Yasaktır