Anasayfa | Künye | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
Yazı Karakteri Boyutu:
   
Eve Dönen Adam: Yahya Kemal
11 Kasım 2008 Salı 11:08
Yahya Kemal Beyatlı bundan tam 50 yıl önce aramızdan sessizce ayrıldı.
Hakkında birçok yazı yazılan ve üzerinde çokça konuşulan cumhuriyetin geçiş döneminin önemli bir şahsiyeti; hayatı otellerde, pansiyonlarda, bekar evlerinde geçen fikir ve sanat dünyamızın evsiz adamı; arkadaşı-dostu Ziya Gökalp’in yerinde tabiriyle “vecd adamı”; kimliğin aslını muhafaza ve sürekli değişim içinde değişmeyen anlamına gelen “imtidad” fikrini savunan düşünce adamı; bütün şiirleri birer “mısra-i berceste” gibi olan büyük şair; yazdıklarından çok konuştuklarıyla anılan vatansever dava adamı; kısacası kendi terennümüyle “kökü mazide olan ati”: Yahya Kemal BEYATLI bundan tam 50 yıl önce (1 Kasım 1958) aramızdan sessizce ayrıldı. Diğer adı AHMET AGÂH olan Yahya Kemal  ölüm yıldönümü nedeniyle birçok etkinlikle anılıyor. Yeniden hatırlanmak ve hatırlatmanın ciddi bir ihtiyaç olduğu bir zaman süzgecinden sonsuz bir geleceğe süzüldüğümüz bir dönemde Yahya Kemal ile ilgili bir fotoğraf  ortaya koymak istedim:
 
“Şiire bir aşkla” başladığının altı çizen Yahya Kemal, değişik tarzlarda şiirler yazmış önemli bir şairimizdir. Hayatında yaşamış olduğu gelgitler şiire de zemin hazırlamış, ilham kaynağı olmuştur aynı zamanda. Şiirin bir yetenek olduğunu belirten Yahya Kemal, edebi hatıralarında şiiri şöyle tarif eder: “Ben şiirin, en adi görünen tarifiyle, lisan, vezin ve kafiyeyle söylenir bir sanat olduğuna kaailim.” Ona göre şair olarak doğanlar bile nazmetmek kabiliyetini yavaş yavaş elde ederler. Zamanla bu yeteneklerinin farkına varmazlarsa -ki bu farkına varış ya bir aşk ya bir isyan veya harple olabilir.- bu yetenekler zamanla körelir. Bu nedenle şairin şair olarak doğduğu itikadı doğru olmakla birlikte, hiçbir terbiyeye ihtiyaç hissetmeden yetişebileceği iddiası tamamen bir efsanedir Yahya Kemal’e göre. Yahya Kemal, bu tespitleri yaşayarak doğrulamıştır. Zaten ilk şiir yeteneğinin farkına varışına vesile olan ve onun için (Redife Hanım) şiirler karalayan Yahya Kemal; söz konusu tespitlerini şiirde otuz yılını değerlendirirken çocukluk aşkı Redife hanımdan bahisle dile getirir. Paris’te yaşadığı yıllarda şiirle daha içli dışlı olan Yahya Kemal, bu yıllarda “Dinsizliğinin arttığını” da itiraf eder. Çünkü bu yıllarda (1904) Paris’te din düşmanlığı artmış ve sosyalizm cereyanı hızla yükselmiştir. Yahya Kemal de bu cereyandan etkilenenlerdendir. Ancak o, her şeye rağmen, şiirden kopmamış; tam tersine şiir merakı ve gayreti gün geçtikçe artmıştır. Şiir meclislerine katılmış, tiyatroya gitmiş ve şiir dostlarıyla buluşmuştur. Bu gayret de gün geçtikçe şiirini olgunlaştırmış ve bir döneme damgasını vurmasına sebep olmuştur.  Yine bir başka ifadeyle Yahya Kemale göre şiir ; “Kalpten geçen bir hadisenin lisan halinde tecelli edişidir.” Düşündüklerini ifade etmek, şiir olamaz. Ona paralel eğer hislerini “deruni ahenk” ile ifade edebilmişse ancak şiir olur. Çünkü; “şiir bir nağmedir.” Ve bir nağmede “ses” ve “nefes” önemli iki unsurdur.

Adeta bir kültür atlasımız olan Yahya Kemal’in Kendi Gök Kubbemiz’de şiir diliyle bizim hikayemiz yer almaktadır. Bir uygarlık tasarımıyla karşı karşıyayızdır Kendi Gök Kubbemiz’de. Yahya Kemal, daha çok bir tefekkür şiiri olarak bilinen rubailer de yazmıştır. Bu nedenle rubai tarzını seven Yahya Kemal, rubaiye yeni bir hayat vermiş ve rubailerini dostlarına ithaf ederek yayımlamıştır. Hayyam rubailerine ise özel bir merakı vardır onun. Hayyam’ın rubailerini Türkçeye nakletmeye çalışmış ve bu meşgaleden zevk aldığını ifade etmeden duramamıştır. Daha sonraları rubailerle ilgili yapmış olduğu çalışmaları “Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş” adı altında kitaplaştırılarak kalıcılaştırılmıştır.

Yahya Kemal şiir okumaya önem vermiş ve “halis şiir fena okunabilir, lakin sahte şiir iyi okunamaz.” yargısı üzerinde geniş açıklamalarda bulunmuştur. Yahya Kemal’e göre şiirde lisan, zevk, mazmun velhasıl her şey eskir. Eskimeyen tek şey yalnız aşktır. Çünkü Yahya Kemal’in ifadesiyle; “aşk eskimez her dem tazedir.”  Roberto Bracco’nun Mehmet Rauf’a söylediği; “Bir milleti hiçbir şey edebiyatı kadar etrafıyla tanıtamaz” sözleri, Yahya Kemal’i de derinden düşündürmüş ve edebiyatta/şiirde daha derinlemesine çalışmasına ivme olmuştur.

Yahya Kemal, yirminci yüzyılın başında bir medeniyet değişimine şahit olmuş ve bu medeniyetin lisanını, imlasını, kafası ve düşüncesi kadar önemsemiştir. Öyle ki imla-lisan-kafa arasında şu unutulmaz bağlantıyı kurmuştur 05.01.1922 tarihli Dergah’taki bir makalesinde; “İmlamız, lisanımız düzelince, lisanımız da kafamız düzelince düzelecek, çünkü o da ancak onlar kadar bozuktur, fazla değil!.” Lisanımız ve imlamız, kafamız kadar bozuk ve karışıktı o yıllarda. Yahya Kemal bu imla ve lisanın tam olarak topluma yerleşmesi ve düzelmesi için çok gayret sarf etmiştir.

Hatıra, tarih, portre, deneme, hikâye yazarı
 
Yahya Kemal’in mektup ve hatıraları da önemli bir belge niteliğindedir. Düz yazılarının önemli bir kısmını oluşturan mektup ve hatıraların birçoğu arşivden derlenmiş yazılardan oluşuyor. Bu mektuplar içerisinde İspanya  ile ilgili kısmı önemlidir. Böylece hem İspanya ile ilgili, hem de Yahya Kemalin kendi hayatı, düşüncesi ile ilgili önemli ipuçları yakalama imkanı buluyoruz.

İstanbul Fetih Cemiyeti tarafından derlenip yayına hazırlanan Yahya Kemalin “Mektuplar Makaleler” adlı eserinde mektupları, edebiyat ve dile dair yazıları, fıkraları, fikir yazıları ve sohbetleri, şahıslar hakkında makaleleri yer almaktadır. Yahya Kemal’in düzyazıları, onun fikir dünyasının uçsuz bucaksız olduğunun açık bir göstergesidir. Bu yönüyle Yahya Kemal, fikir ve sanat dünyamızda mozaik bir yapıya sahiptir.

Yahya Kema’lin 10.vefat yıl dönümünde basılan “Siyasi Ve Edebi Portreler” adlı eseri, fikir ve sanat camiasından bir demet sunuyor bize. Zaten bütün eserleri onun ölümünden sonra basıldı. 20 Türk edip ve siyasisi hakkında portreler çiziyor Yahya Kemal bu derlenmiş çalışmasında. Bu eserin önemi de buradan kaynaklanıyor zaten.

Sağlığında bu önemli simalar ile ilgili görüş, düşünce ve tenkitlerini yazmış, ama neşretmemiştir. Bu durum, söz konusu metinleri daha da önemli kılıyor. Çünkü bu zevkli ve kıymetli evraklarda yer yer keskin tenkitler ve ilk defa gün yüzüne çıkan önemli bilgiler de yer almaktadır. Ziya Gökalp ile  ilgili “Ziya Bey, Enver’i (Enver Paşayı) en sert bir müslüman taarruzu ile seviyordu. Ne Sarıkamış ne Arabistan cephesinin turfası, ne ırak bozgunlukları, ne iaşe ve ihtikar rezaletleri hiçbir şey Ziya Bey’i bu imanında sarsmamıştır.” tespiti bu babdan büyük bir öneme haizdir.

Eserin takdimini yazan Nihad Sami Banarlı, Yahya Kemal’in siyasi ve edebi portreleri ile ilgili; “... tam manasıyla milli bir duyuş ve düşünüş eseridir.” önemli tespitinde bulunur.

Yahya Kemal, edebiyat dünyamızda çok çeşitli alanlarda yazılar yazmıştır. Büyük bir şair olan Yahya Kemal, hatıra, tarih, portre, deneme yazılarının yanı sıra hikayeler de yazmıştır.
 
Nesirlerinde, şiirlerinden tamamen farklı bir söyleyiş ve dile sahip olan Yahya Kemal, hikayeleriyle farklı bir pencere olmuştur okuyucularına. Hikayelerinde sade ve anlatıcı bir üslup kullanmıştır. Bilindiği gibi onun şiir dili somdur. Hikayeleri, daha çok siyasi konulardan seçilmiştir. Bu nedenle de onu siyasi hikayeler yazdığını görüyoruz. Hatta vefatından sonra hikayelerini derleyip basan İstanbul Fetih Cemiyeti kitabın adını onun hatırasına sadık kalarak “Siyasi Hikayeler” olarak koymuştur. Bu isimlendirme Yahya Kemal’in ileride neşretmeyi düşündüğü hikayelerine koymuş olduğu addır aslında. Yahya Kemal’in dili, üslubu hikaye yazmaya müsaittir. Düz yazılarının çoğunda hikaye dilini görmek mümkündür. Ancak düz yazılarının, özellikle de hikayelerinin önemli bir özelliği; tekrar tekrar okunması gerektiğidir. Çünkü okuyucu bir defa okunmakla onu anlamayabilir.

Siyasi hikayelerinde genelde “saray çevresi” anlatılır. Bu yönüyle onun hikayeleri, hem bir dönemin (Osmanlı) içtimai hadiselerine ışık tutar, hem de genel bir devlet idaresinin özelliklerini, anlayışını ve sorunlarını ortaya koyar.

Yahya Kemal’in hikaye (siyasi hikaye) ile ilgili düşüncelerini “Sultan Abdulaziz’e Musahabe” isimli hikayesinde bulmak mümkündür.

Yahya Kemal, sağlığında bazı hikayelerini çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlamışsa da (Şemi Molla, Bir Gözdenin Gafleti – Hayat Mecmuası) birçoğu Yahya Kemal Enstitüsü tarafından derlenmiş, restore edilmiş ve kitabına konulmuştur. Bu anlamda İstanbul Fetih Cemiyeti tarafından bastırılan Yahya Kemal’in “Siyasi Hikayeler” eseri, Yahya Kemal üzerine araştırma yapacaklar için önemli bir belge niteliği taşımaktadır.

Hikayelerinin yanı sıra roman teşebbüsüne de rastlıyoruz. Bu durumu Yahya Kemal’in yarım kalmış hikayelerinden anlıyoruz. Yahya Kemal’in Siyasi Hikayeler eserinin sonunda yer alan “Her Gece Benimsin” yazısı, onun roman yazma isteğinin çok sarih bir belgesidir.

Kısacası fikir ve sanat dünyamızda bir mozaik olan Yahya Kemal, bugün batı ile hızlı bir temasın olduğu bir demde daha çok okunması ve anlaşılması gerekiyor. Onun özel yaşantısından öte, fikir ve  sanatıyla ele almakta fayda görüyoruz. Artık ön yargılardan kurtulmalı ve fikir ve sanat okyanusunda özgürce kulaç atmalıyız. 50 yıl önce (1 Kasım 1958) bir sonbahar mevsiminde aramızdan ayrılan Yahya Kemal’i onun “Sonbahar” şiirinin son dörtlüğüyle rahmetle anıyoruz: “Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya,/Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya,/ Duymaz bu anda taş gibi kalbinde bir sızı;/Fark etmez anne toprak ölüm maceramızı.”

Yahya Kemal’in İstanbul’u
 
Ömrünün büyük bir çoğunluğu İstanbul’da geçmiş olan Yahya Kemal, şiirlerinde, nesirlerinde sık sık İstanbul’dan bahseder. İstanbul ile ilgili birçok şiiri bestelenmiş ve yıllarca dinlenmiş ve hala da beğeniyle dinlenmektedir. Meral Uğurlu tarafından seslendirilen Yahya Kemal’in 12 şiiri İstanbul Fetih Cemiyeti tarafından vefatının 40. yıldönümü anısına kaset ve CD olarak basılmıştır. Daha önceleri ise İstanbul ile ilgili yazıları “Aziz İstanbul” adı altında kitaplaştırılarak bir dönemin İstanbul fotoğrafı kalıcılaştırılmıştır.  İklimi ve mimarisiyle halkıyla özdeşleşen bir şehir olan İstanbul, bu özelliğiyle dünyada bir markadır. Özellikle 20. yüzyılın ilk yarısında bir sadeliği ve Türklükle özdeşleşen ruhu daha rahat yakalamak mümkündür. Yahya Kemal, daha da ileri giderek bakın bu durumu nasıl ifade ediyor: “Türklüğün, yeryüzünde güzellik namına başka bir eseri olmasaydı, yalnız bu şehir onun nasıl yaratıcı bir kudrette olduğunu ispat etmeye kifayet ederdi.” Çünkü; 1453’te Türkler, İstanbul’u bir virane olarak aldılar. Yahya Kemal’den nakille Bizans mektubunu tarihçi Charles Diehl İstanbul’un bu viraneliğini uzun uzadıya anlatır. Deyim yerindeyse, devralınan virane bir köy, büyük ve medeni bir şehir haline getirilmiştir. Eyüp, Üsküdar, Boğaziçi bu değişimin yaşandığı önemli merkezlerdir. Hala İstanbul, bu semtlerle özdeş değil midir? Şehir, tamamen camilerle donatılmış ve Boğaziçi doğrudan doğruya Türklerin eseri olarak göz kamaştırmıştır.  Fetihten sonra, elli yıl içinde İstanbul’da Bizans üslubundan eser kalmadığını belirten Yahya Kemal, İstanbul’un ancak Mimar Sinan’la kıvamına geldiğinin altını çizer Aziz İstanbul eserinde.

Bu anlamda İstanbul’un çeşitli mekânlarını gezip, duygu ve düşüncelerini dile getirdiği makale-anılarının bir araya getirilmesinden oluşan “Aziz İstanbul”, Yahya Kemal’in önemli yapıtlarındandır. Bir dönemin tarihini, halet-i ruhiyesini kalıcılaştıran bu yazılar, hala zevkle okunan önemli metinlerdir. Aziz İstanbul eserinde bir yazıya da konu olan “yeni bir ufuk” yakalıyoruz bu gezi yazılardan. Bu topraklarla özdeşleşen bir yaşam ve inançla karşılaşıyoruz. Yahya Kemal bu gezilerinin neticesinde, “Türk ruhu bizden ziyade bu topraklardadır.” demeden alamaz kendini. Bu gezintiler onu İstanbul, daha da önemlisi toprak-vatan aşığı yapıyor.

Yahya Kemal’i, İstanbul sevdalısı yapan, bu topraklarla özdeşleşen insanlar ve bu beldenin harikulade cazibesidir. Osmanlı ruhunu içinde yaşatan ama terakkiye de inanan ve bunun için mücadele eden bir aydın olan Yahya Kemal, İstanbul’a her zaman özel bir önem vermiştir. İstanbul’un imar mevzuunda yapmış olduğu bir konuşmada (06.02.1935) Lambros’un önemli bir tespitini aktarır: “Okur yazar beş kıt’a-i arzda bulunmuş her insan mutlaka İstanbul’a bir defa gitmeyi arzu eder.” Yahya Kemal de bu gerçeğe yürekten inanan ve destekleyenlerdendir.
 
Yusuf TOSUN
 
Kaynak: Millî Gazete
Bu haber toplam 343 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008 | sanatakademi.net, Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Kopyalanması ve Yayınlanması Yasaktır