Anasayfa | Künye | Sitene Ekle | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle
Yazı Karakteri Boyutu:
   
Kaşgarlı Mahmud 100 yaşında
10 Ekim 2008 Cuma 11:26
Türk Edebiyatı dergisi bu sayısında dosya konusu olarak 1000. yaşını kutlayan Kaşgârlı Mahmud'u almış.
36. yılını yaşayan Türk Edebiyatı dergisi 420. sayı ile okurunun karşısına çıktı. Köklü bir edebiyatımızın olduğundan daima söz ederiz ancak köklü edebiyat dergiciliğimiz konusunda çok dikkatli ve temkinli konuşmak durumunda kalırız. Köklü edebiyat dergiciliği, geleneği hususunda iş sayı hesabına gelince her ne kadar bir elin parmakları yeterli olsa da dergilerin edebî ve sosyal işlevi bahsinde, dergide yayımlanan eserler, derginin yetiştirdiği ve edebiyatımıza kazandırdığı isimler meselesinde günlerce sürecek konuşmalara ve tartışmalara girebiliriz. Bugün adı edebiyatımızda saygı ile anılan isimlerin her birinin aynı zamanda bir büyük dergi merkezinden, etrafından, çevresinden yetiştiğini, geldiğini daima söyleriz, hatırlarız.
 
Sebilü’r-Reşad ile Mehmed Akif, Hareket ile Nurettin Topçu, Halkın Dostları ile İsmet Özel, Diriliş ile Sezai Karakoç, Edebiyat ile Nuri Pakdil, Büyük Doğu ile Necip Fazıl, Mavera ile Yedi Güzel Adam, Dergâh ile Mustafa Kutlu ve İsmail Kara başta olmak üzere onlarca şair, yazar, Yediiklim ile Ali Haydar Haksal, Türk Edebiyatı ile Ahmet Kabaklı, Kırklar ile İbrahim Tenekeci ve Hüseyin Akın vs. hep dergi kültürünü, irfanını, terbiyesini en yüksek seviyede yaşayarak ve yaşatarak haklı bir yer edinmişlerdir edebiyatımızda. Dünde olduğu gibi bugünde de aynı çizgi, aynı, kültür, aynı gelenek edebiyatımızdaki sahici yerini muhafaza etmekte köklü edebiyat dergilerimizin yanında yeniler de şevkle bu sahada yürümeye çalışmaktadır.
 
Türk Edebiyatı dergisi bu sayısında dosya konusu olarak 1000. yaşını kutlayan Kaşgârlı Mahmud’u almış. Kaşgârlı Mahmud’ın kaleme aldığı Divanu Lügâti’t-Türk hakkında son derece değerli yazılar var dergide. Bu yazıların sahiplerinin ortak özelliği unvan sahibi birer akademisyen olmaları. Dergi, Kaşgârlı Mahmud’u ve onun eserini emin ellere teslim etmenin, yeni nesle, ilgililerine, akademisyenlere ve Türk edebiyatını öğrenmek isteyenlere bunları yetkin kalemler eli ile sunmanın güvenini yaşıyor. Dosyanın editörlüğünü Hayati Develi üstlenmiş.
 
Yazıları ile dosyayı son derece doyurucu hale getiren kalemler arasında Mustafa Argunşah, Ahmet Taşağıl, Beşir Ayvazoğlu, Tahircan Muhammet, Ahmet Kartal, Mustafa Sinan Kaçalin, S. Kutalmış yer alıyor.
 
Müslüman Türklerin belli başlı ilk dört eserinden birisi olan ve dönem hakkında son derece kıymetli bilgiler içeren bir kitabın gündeme taşınması elbette önemlidir. Yalnız bu gündem ve edebiyat tarihini konu edinen çalışmalar, eserler, bilgiler, dokümanlar akademi dünyasının sınırları, sahası içinde bir anlam ifade ediyor çoğu zaman. Sıcak gündemin, günümüz edebiyat ortamının, yakın dönemin kudretli edebiyatçılarının tesiri, rüzgârı, sıcaklığı, canlılığı, yaşanıyor olması önceye dair olan çalışmaların daima önünde duruyor. Öncesi hakkında sayfalar dolusu makaleler yazan, raflar dolusu kitaplar yayımlayan, bütün kütüphaneleri alt üst eden akademisyenlerin bugünler hakkında tek cümle kurmaması, üniversitenin duvarlarını aşıp yaşayan şiir, hikâye, dil vs. edebiyat konusunda tek satır yazmaması bu kopukluğu biraz daha derinleştiriyor.
 
Dilimizin, yazımızın ve edebiyatımızın köklülüğü, derinliği, tarihî kimliği konusunda sağlıklı bir kanaate ulaşmak için ciddi bir mukayese yoluna müracaata gerek vardır. Bu mukayeseyi Marmara Üniversitesi Profesörlerinden Mustafa Sinan Kaçalin yapıyor: “Bugünün bellibaşlı medenî milletlerinin yazıları ile karşılaştırılacak olursa Türkçe metinlerin eskiliği ve dolayısı ile ehemmiyeti hemen ortaya çıkar. Fransız, İtalyan, İspanyol, Portekiz, Rumen vb. bütün Roman milletlerinin en eski yazılı belgeleri, iki Karlovenj şehzadesi arasında yapılan antlaşmayı tespit eden (M.S. 843) Serment de Strasbourg’tur. Alman edebiyatının ilk yazılı belgelerine imparator Chralemange zamanında tesadüf ediliyor (M.S. 763-814). En eski İngiliz dili metinleri VIII. asra aittir. Slavların IX. asra kadar ne yazıları, ne de yazılı edebiyatları vardır. Slavlar ilk yazılarını iki Bizans din yayıcısına Kyril [827-869] ve kardeşi Methodius’a borçludurlar. Rusça XI. asırda kendisini göstermeye başlar. İlk yazılı belgeleri ise bir asır sonra zuhur eder. Ural dillerinden Macarcanın ilk yazılı belgesi M.S. 1055 yılında meydana getirilmiş Tihanyi vakıf-namesi’dir. Buna karşılık Türkçe’ye ait ilk yazılı belge 725 yılında vezir Tonyukuk adına dikilen taştır.”
 
Türkçe, gücünden ve varlığından hiçbir şey kaybetmeden yaşamaya devam etmiş, Türklerin İslâm dairesine girmesi ile birlikte tarihteki kudretli atılımını gerçekleştirmiş, başta Ortaasya ve Anadolu coğrafyası olmak üzere fethin zaferler muştuladığı her iklimde kültürümüzün ve varlığımızın bayrağı olmuştur.
 
Meseleye ırkçılık ve milliyetçilik dairesinden değil de İslâm esasından bakarsak dilin ve milletin birlikte var olmasını, tarihte bir medeniyet ve kültür teşekkül etmesini salim bir kafa ile açıklayabiliriz. Bu husus aynı zamanda dilimizin meydana getirdiği ve bugün temel övünç kaynağımız olan Türk edebiyatının tarihî dokusunu, gücünü ve imkânlarını anlamak için de gereklidir ve önemledir. Dine yaslanmayan, dinden beslenmeyen, dini temel almayan bir dilin, milletin, kültürün var olması, tesir sahası ortaya koyması ve bunu asırlarca sürdürmesi mümkün değildir.
 
Kaşgârlı Mahmud’un bizlere en güzel armağan olarak hazırladığı ve bıraktığı Divanu Lügâti’t-Türk, Türkçe’nin söz varlığı, hazinesi ve hangi dile dayandığı hakkında bilgiler verir. Eser Türkçe madde başılı Arapça kapsamlı bir sözlüktür. Bağdat’taki Abbasi sarayında hüküm süren Halife el-Muktedî’ye sunulmuş, böylece Müslümanların halifesine Türklerin dili, âdetleri konusunda bilgiler verilmiştir. Kaşgâri eserinde Arapça imlâ düzenini uygulamıştır.
 
Mustafa S. Kaçalin, eserin amacını şöyle belirler: “Aslında amacı İslâm gözü ile Türk kabile geleneğini yorumlamaktı.” Bir yoruma ulaşabilmek için Kaşgârlı, Türk boyları, kabileleri arasında tek tek dolaşmış onların sözlü kültürlerini, atasözlerini, deyimlerini, şiirlerini, destanlarını, kelimelerini tespit ederek kitabına almış, yazıya geçirmiş ve bizlere bir hazine olarak bunu bırakmıştır.
 
Bugün eldeki esere bakarak, buradaki kelimeleri yeniden bütünüyle hayata döndürmek, bu kelimelere bir canlılık kazandırmak elbette mümkün değildir. Fakat dikkatli gözlerle bu eser incelenip, kelimeleri tek tek ele alınırsa bugün yaşayan, kullandığımız pek çok kelimenin hem kök hem  da mana olarak karşılığını, doğrusunu, açıklamasını tespit edebiliriz. Kut: uğur, baht, talih demektir. Bugün kut isim kökü hiç kullanılmasa da hayatımızın önemli bir kısmı kutlamalar, kutlamak ile geçmektedir. Yine “sırım gibi” ifadesinde geçen sırım kelimesinin aslı “sıdrım: kayış” olarak verilmektedir. Gökyüzü, tek kelime ile “kök, gök” ile ifade edilir. Bir de atasözü örneği verir, Kaşgârlı; Kökke sudsa yüzke tüşür. Göğe doğru tükürürsen, tükürük yüzüne düşer. Bu atasözü başkalarına kötü davranan birinin sonuçta bu kötülüğünün ceremesini çekeceğini anlatmak için kullanılırmış.
 
Bugünün Türkçesi Kaşgârlı’ya çok şey borçludur ve yine ondan öğreneceği daha çok bilgileri vardır.
 
Osman TOPRAK
 
Kaynak: Millî Gazete 
Bu haber toplam 96 defa okunmuştur
Diğer Başlıklar

Ana Sayfa | Künye | Bize Ulaşın | Giriş Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |
anadoluweb© 2007-2008 | sanatakademi.net, Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Kopyalanması ve Yayınlanması Yasaktır